10 Ağu 2009

Uzağında Kalmak...

Bazen öyle bir an gelir ki yanındayken bile onun uzağında kalırsınız.

Bakışları size bakarken aslında Atlas Okyanusu kadar uzakta bir noktadadır; göz bebeklerinizde değil.

Soluğu ensenizde iken aslında Himalaya Dağlarının doruklarına üflemektedir; asla ciğerlerinize değil.

Kokusunu ise içinize çekemezsiniz doya doya , oysa tek adım uzağınızdadır ama gerçekte camdan bir fanusun içine hapsetmiştir kendisini.

Sonra bir gün bir duvar örersiniz etrafınıza; kendinizi yanıbaşınızda olupta dokunamadığınız o güzelliği seyreyleyip üzülmekten alıkoymak için...

Kendinizi hapsettiğiniz odada karanlığa alışırken gözleriniz, bir darbe sesi ile irkilip telaşla çatırdamaya başlayan özenle dizdiğiniz tuğlalara bakarsınız. İçeri bir ışık hüzmesi düşer önce... Aydınlığı ile gözleriniz kör edercesine düşer saçlarınıza, yüzünüze.

Güneşsiz kalmaktan moraran dudaklarınız, donuk beyaza dönen yanaklarınız renklenir.

Işıldamaya başlarsınız göz bebeklerinize değen gözleri ile; hayat dolar ciğerleriniz yüzünüze doğru verdiği nefesi ile; sarhoş olursunuz burnunuza değen kokusu ile...

Sesini unuttuğunuz kalbiniz tekrar atmaya başlar sımsıkı sarıp sarmaladığında.

... ve nihayetinde huzurla kapanır gözleriniz eliniz yüreğinizde, dudaklarınıza konan sıcacık bir busenin sizi tebessüm ettirmesi ile.

1 yorum:

Merope dedi ki...

platonik aşk mı yoksa bu neee?
çok hisli :(

ayrıca pakkamu, senin ta geçmişine koyim salak, okuyason okuyosun ne bokuma gelip her yere yazıyosun.. muhtemelen bunu anlamıycaksın ama söyliyim, if i put you sit!!!