O'na Dair

>> 12 Eyl 2009

Aklıma her düştüğünde delicesine ona yazmak isteği de beraberinde gelmiş oluyor.

İçimde vızır vızır dolanan ona dair etmek istediği kelimeler; tek başlarına anlam ifade etmeyen ama o aklıma düştüğünde bir bütün oluşturan, fark etmeden bir araya geldiklerinde güzel hikayeler çıkartan kelimeler...

Hepsi ona özel olsun istiyorum, sadece o dokunsun satırlarıma, sadece o okusun, sadece o hissetsin, sadece ona ait olsun o kelimeler...

Her güne bir kelime yazıyorum ona dair... Bir gün okuduyuverdiğinde hepsini; yüzünde kocaman bir gülümseme oluşsun diye...

Gülümsemesini izlerken onun, keyifleneyim diye...

Read more...

Gidesim Var

>> 04 Eyl 2009

Kaçıp gidesim var uzaklara.

Kaybolasım var belirsizliklerde...

En çok kendimden kaçıp gidesim var sanırım. Tek bir sırt çantasına üç beş parça eşya atıp mp3 çalarımı takıp kulaklarıma yollara düşesim var.

Kendimi götürmeden nasıl kaçabileceğimi ise henüz bilmiyorum ama...

O istasyon senin bu istasyon benim atlayıp bir trene yeni istasyonlarda inip, yeni şehirlerde gezesim var.

Sonrasında da kıyı şeridine inip sahil kasabalarında duraklayasım var.

En çokta kumsallarda çantamı yastık edip kendime akşam olunca yıldızlara bakarak rüyalara dalasım var.

Bi oldurun be...

Read more...

Hırsızlar, Uğursuzlar, Çiğ Süt Emmişler...

>> 14 Ağu 2009

İnsanoğlu çiğ süt emmiştir der büyüklerim her zaman. Ben hep inatla onları duymazdan gelirim. Güvenirim insanlara... Kendim gibi sanarım hepsini.

Sütten çıkmış ak kaşık değilim elbet benim de hatalarım, günahlarım var...
Öyle herkes gibi bi dine de inanmam. Salt bir sevgi, bir inanç... Kendimce... Belki de melamiler gibiyim. İbadetimi gizli yapıyorumdur kime ne... Elimde şarap şişemle gezip belki ardından bir fakir doyuruyorum onlara ne... Elalem ne derse desin ben kendimi biliyorum ya gerisine ne...

Konuyu dağıtmadan asıl meseleme geri döneyim artık... Hırsızlık ile başlamak istiyorum ilk önce yazacaklarıma.

İlla birinin malını mülkünü, parasını pulunu aşırmak değil bahsettiğim hırsızlık. Anlatacağım daha ağır suç olanı; düşünce hırsızlığı, emek hırsızlığı.

Yıllardır yazıyorum bu blog'a, ekşi sözlüğe. Kelimelerim içimde duramıyorlar. İnternet yokken de günlüklerime... Sanırım en güzeli de oraya yazdıklarımdı sadece bana özel. Sonra internet girdi hayatımıza. Hissettiklerimizi, düşüncelerimizi başkaları da bilsinler istedik. yazdık fütursuzca, hesapsızca... Ama hiç aklımıza içimizden gelen kelimelerin, sevinçlerimizin, acılarımızın başkaları tarafından alınıp kendi acıları, mutlulukları gibi aktarılabileceği gelmedi..

Bir baktım elfida için yazdıklarım bloglarda, forumlarda, bilimum web sayfalarında... Bir baktım seni seviyorum diye olmayan bir sevgiliye yazdıklarım içimi acıtan kelimeler forumlarda hatun tavlamak için kullanılmakta. Ve daha bir çok benim kalemimden çıkmış yazılar...

Hiçbiri canımı elfida'ya yazdıklarımın çalınması kadar acıtmadı... Acımı paylaştığım yazının altına imza atıp başsağlığı dileklerini kabuledenlerin çiğ süt emmişliği kadar yakmadı canımı...

Dilerim ki yukardaki güç hiçbirine o acıyı yaşatmaz.

O cümleleri gerçekten kurdutmaz...

Bir yandan da acıdım onlara... Başkalarının mutlulukları, acıları ile beslenen bu insanların zamanı geldiğinde aynaya nasıl bakacaklarını düşününce... Üzüldüm onlar için...

Islah olsunlar.

Ben affettim onları ama bir hesap noktası varsa orda versinler hesaplarını...

İnsanoğlu çiğ süt emmiş demiş miydim?

...

Read more...

Uzağında Kalmak...

>> 10 Ağu 2009

Bazen öyle bir an gelir ki yanındayken bile onun uzağında kalırsınız.

Bakışları size bakarken aslında Atlas Okyanusu kadar uzakta bir noktadadır; göz bebeklerinizde değil.

Soluğu ensenizde iken aslında Himalaya Dağlarının doruklarına üflemektedir; asla ciğerlerinize değil.

Kokusunu ise içinize çekemezsiniz doya doya , oysa tek adım uzağınızdadır ama gerçekte camdan bir fanusun içine hapsetmiştir kendisini.

Sonra bir gün bir duvar örersiniz etrafınıza; kendinizi yanıbaşınızda olupta dokunamadığınız o güzelliği seyreyleyip üzülmekten alıkoymak için...

Kendinizi hapsettiğiniz odada karanlığa alışırken gözleriniz, bir darbe sesi ile irkilip telaşla çatırdamaya başlayan özenle dizdiğiniz tuğlalara bakarsınız. İçeri bir ışık hüzmesi düşer önce... Aydınlığı ile gözleriniz kör edercesine düşer saçlarınıza, yüzünüze.

Güneşsiz kalmaktan moraran dudaklarınız, donuk beyaza dönen yanaklarınız renklenir.

Işıldamaya başlarsınız göz bebeklerinize değen gözleri ile; hayat dolar ciğerleriniz yüzünüze doğru verdiği nefesi ile; sarhoş olursunuz burnunuza değen kokusu ile...

Sesini unuttuğunuz kalbiniz tekrar atmaya başlar sımsıkı sarıp sarmaladığında.

... ve nihayetinde huzurla kapanır gözleriniz eliniz yüreğinizde, dudaklarınıza konan sıcacık bir busenin sizi tebessüm ettirmesi ile.

Read more...

Betty Puf Puf 'um

>> 25 May 2009


Ben çok sevince kendimden bile kıskanırım sevdiğimi. Kendi nazarım değecek diye korkarım. Kimi zaman sırf bu yüzden "çok muhabbet tez ayrılık getirir" derler ya öyle olacak diye korkar, kendi kendimi gerer çok yanyana gelmemeye çalışırım.

Bitmesin konuşulacaklar, gülünecekler diye... Yıllarca sürsün, yaşlanırken de yanımda kalsınlar diye... Her gördüğümde daha bir hasretle sarılayım diye... Özleminden gözüme yaş gelsin diye...


İşte araya koyduğum zamanın sebebi de bu. Evet kabul ediyorum ben modern zaman mazoşistiyim...


Ben bu kadını tamı tamına 93 gün önce dışarda yağmur kar birbirine karışmışken bir şubat öğleden sonrası gördüm en son... Taksimin orta yerinde sarıldım sımsıkı, kahkahalar attık, ben gülmekten katıldım, gözlerimden yaşlar geldi gülerken... Gülerken ağlatıyor beni, ağlarken de güldürüyor... (Çok özledim...)


Onu daha yakından tanıdığımda hayatıma girmesinin bir tesadüf olmadığını, bir sebebi olduğunu anladım... Ve o an ömrümün sonuna kadar hayatımda yer almasını diledim evrenden... Onu tanıdığım andan beri hayatım değişti, renk geldi renksiz yaşantıma. Umut doldu umutsuzluklarım silindi. Hayaller inşa ettim.


Betty'i anlatmam benden istense neler derdim diye düşünmeme hiç gerek yok aslında çünkü en baştan beri adı geçtiğinde içimde beliren kelimeler, söylememek için kendime sakladığım, paylaşmaktan kıskandığım kelimeler belli; hiç değişmediler....


Çok çok özel bir kadın.
Girdiği hayatları sihirli değneğe sahip peri gibi renklendirme yetisine, tuttuğu eli sevgisi ile ısıtabilme gücüne sahip. Yeri gelince sevgisi ile sarıp sarmalayan yeri geldi mi sağlam bir şekilde tutup sarsarak aklı başa getiren kadın. Omuzlardan sertçene tutup ayakları zemine bastırması da gerekirse yapabilecekleri arasında.

Kendime uzaktan bakabilmemi sağlayan aynam... Söz verdiğim şeyleri yapmadığımda rüyalarıma girerek beni sağlam azarlayabilecek kudrette. Aynı noktada buluşana kadar birbirimizi bilmeden tanımadan daha, aslında pek çok kere aynı noktalardan teğet geçtiğimizi öğrendiğim diğer yarım...

Bir çok ortak noktamız olan... Ortak nokta demişken; sıklıkla kullandığımız üç küçük nokta da bunlardan sadece birtanesi.


Benim aksime insanları daha iyi tahlil etmesi ise ondan öğrenecek çok şeyim olduğunun bir göstergesi.

Gene İstiklal Caddesini sonuna kadar yürüyüp ellerimle onun en beğeneceği içli köfteleri yedirmek istiyorum ona... Ve kar yağarken gökten gerçek simli kar taneleri düşsün üzerine ışıltısını daha da arttırsın istiyorum...

Hep kahkahalar atsın, mutluluktan içi içine sığmasın istiyorum...
Hiç gözyaşı değmesin güzel tenine, hep sevdiği insanlar olsun etrafında. Elimde olsa bütün dileklerinin, hayallerinin anında gerçekleşmesini sağlardım. Keşke elimde bir sihirli güç olsa da yapabilsem bunları...

Aylar önce benim için bir sürü güzel dilek dilemiştin... Bütün dileklerin kabul oldu.

Seninkilerde en kısa zamanda kabul olsun. Tüm kalbimle diliyorum, istiyorum...


Hep gülümse,
Seni çok seviyorum...

Read more...

Geldim geri sanırım...

"Nasıl tembel bir insanım" dememi bekliyorsunuz. Ama ı ııh demeyeceğim. Tembel değilim. Sadece kalemim sustu, umutlarım sıfırlandı, bir duvar ördüm içine kapattım kendimi. Kelimelerim çıkmasın diye de bir sürü çimento ile sıva yaptım o duvara. Sonra bir an geldi o duvara renkli boyalarla bişeyler çizdim. Resimler yaptım gökkuşağını resmettim. Şimdi de duvarda bir tuğlayı söktüm içeri biraz ışık girsin de üşümüş yüreğimi ısıtsın beni yeniden gülümsetsin diye...

Uzun zamandır bundan dolayı yazmıyordum... Bu gece yazasım var bir sürü şey. Tekrar birşeyler çiziktirmeye başlayacağım sanırım uzun aradan sonra buraya...

ve 14 Aralık 2008'den beri yazmam gereken bir mim ile başlayacağım...

Read more...

... İstanbul İçin Lale Zamanı ...

>> 04 May 2009

Bahar gelmiş ve bir yarışma varmış www.radikal.com.tr de :)

... ve bakın nasıl da içinizi açacak bir fotoğraf bu yarışmaya katılmış.

Tam da İstanbul için Lale Zamanı iken...

Canımdan öte bir yüreğin güzel gözleri; bir bahar vakti, Lale Zamanından dondurmuş en güzel kareyi güne güzel başlamamız için...

Bu güzel fotoğraf sizce de 10 puanı hak ediyor değil mi?

Oylamak için buraya tıklayınız.

Read more...

Bağlanma Korkusu

>> 29 Nis 2009


Ekşi sözlükte Bağlanma Korkusu ile ilgili çok güzel bir yazı yazmıştı kaptan onedir nickli kullanıcı. Ancak sözlük hesabı silindiği için yazıları da yok olup gitti.

Gönlüm bu yazının kaybolmasına el vermediği için ve kendisine ulaşabileceğim bir iletişim kanalı olmadığı için ben de bloğuma bu yazıyı koydum. kaptan onedir'den güzel bir bağlanma korkusu konulu yazı aşağıda sizlerle;

"karar verme ve verilen karara kendini adayıp diğer alternatiflere veda etme aşamasında sonsuz olarak süren tereddüte, kararsızlığa ve gitgellere sebep olan, özelde sebepleri kişiden kişiye çok geniş farklılıklar ve yayılımlar göstermekle beraber, genel dağılımda incelendiğinde büyüme çağında bunalımlı aile, sürekli kavga eden ana baba, hayal kırıklığına sebep olan baba, erken yaşlarda cinsel/fiziksel/zihinsel taciz, kötü rol modeller ve önceki ilişkilerde kullanılma gibi sebeplere dayandırılabilen, özellikle karşı cins ilişkilerinde kendini gösteren ancak insan yaşamını her aşamada etkileyebilen bir davranış bozukluğu. ingilizcesi ile (bkz: commitment phobia)

herkeste az veya çok, baskın veya çekinik mevcuttur, zamanında kontrol altına alınmazsa kişilik bozukluğu haline dönüşebilir. genelde erkeklerde bulunduğu sanılsa da, aslında yaygın olarak kadınlarda da bulunur. hatta erkeklerde görüleninden daha derin ve iyileşmesi zor boyutlarda gözlenmektedir. bazıları bu ihtilafı bastırıp kendi yaşamlarında risk alabilmelerinin yolunu açarlar ve uzun süreli ilişkiler kurabilirler. ancak bazıları ise bu korkuya teslim olurlar. bu korkuya teslim olmanın en acı tarafı, korkuya teslim olanın o korkunun kollarında kendisini son derece emniyetli hissetmesi, ancak öte yandan da içinde sürekli bir boşluk hissetmesi ve o boşluğu doldurabilmek için sürekli olarak eş, iş, eşya değiştirirken ilişkide bulunduğu bütün insanlar ve ilişkiler üzerinde yıkıcı bir davranış biçmi göstermesidir.

bağlanma korkusuna teslim olanlarda ortak olarak gözlenen bir özellik de, sürekli olarak fantazi dünyasında yaşamak istemeleridir. sürekli olarak içinde bulunulan yerden kaçmak gitmek, herşeyin mükemmel olduğu bir yere gitmeyi hayal etmek, ve bu hayalleri kurarken gerçek dünyada çözmeleri gereken problemleri sürekli olarak ötelediklerinden, bir süre sonra çözülmez bir hal alan bu problemlerle yüzleşmeden bir anda bırakıp çıkıp gitmek, bu davranış bozukluğuna teslim olan insanların ortak davranış biçmidir.

bağlanma korkusunun başlıca dışavurumları, bunlarla sınırlı olmasa da şöyle sıralanabilir:

- ilişkinin başında büyük bir hızla yakınlaşmak, ancak ilişkiyi bir sonraki aşamaya geçirmeye sıra geldiğinde geri adım atmak.

- ilişkide sorumluluk almaktan kaçınmak. şöyle ki;

- narsisizm. kendini çok özel hissetmek ve özel davranılmasını beklemek, ama buna karşılık bir şablona oturtulabilecek kadar bariz, sıradan ve beklenen bir davranış deseni içinde hareket etmek.

- sürekli sevgiye ihtiyaç duyduğunu söylemek ama karşıdan sevgi gösterisi yapıldığında kendini geri çekmek, sevgiye sevgi ile karşılık vermemek. karşı taraf hayal kırıklığıyla geri çekildiğinde ise sevgi isteğiyle geri gelip ilişkiyi takip etmek. (sevgiye anında sevgi ile karşılık veremez zira onu yaptığı anda ilişkiye bir adak anlamına gelir, bağlanma sorunu olan kişi ise kendisini adayan durumuna düşürecek hareketlerden kaçınır.) burada "seni seviyorum" ifadesine gelen "biliyorum" cevabı bir örnek olarak alınabilir. ya da eşten gelen "evlenmeyi düşünüyor musun?" sorusuna "hayır, belki, ileride bir gün" gibi, ya da soruyu sorana daha büyük bir acı veren "kafamdaki eşi bulduğumda" cevabı bu listedeki birkaç dışavurumu aynı anda kapsar. "sorun sende değil bende", "seni belki senin istediğin gibi sevemedim ama kendime göre sevdim" gibi ifadeler de bağlanma korkusu olan bireylerin sıkça dayandıkları ifadelerdendir.

- beraber olduğu eşten gerçekçi olmayan beklentiler içinde olmak ve eşi sürekli yokuşa sürmek.

- ideal eş arayışı, beyaz atlı prens saplantısı yüzünden karşısına çıkan aslında gayet mülayim, kabul edilebilir derecede ve müsait alternatiflere burun kıvırmak, kurduğu beraberlikleri hep geçici görmek vs...

- sıkıcı olma ve sıkıcı olan insanlarla beraber olma korkusu ile sürekli yeni insanlar heyecanlar peşinde koşmak, ama bu arada gerideki ilişkileri yıktığını farketmemek. ya da farketse dahi "demek ki öyle olması gerekiyordu" diyerek olayın sorumluluğunu almaktan kaçınmak.

- hata yapmaktan, yanlış seçim yapmış olma ihtimalinden korkmak.

- "ya 20 sene sonra birbirimizden bıkarsak? bak falanca ve filanca da iyi başladı ama sonra evlilikleri neye döndü" gibi çooook ileride olabilecekleri düşünmekten bugünü yaşamayı ve bugünün gerçekleri ile yüzleşmeyi reddetmek.

- verilecek kararın daha ileride daha iyi bir fırsatı kaçırmaya sebep olacağı düşüncesi ile karar vermeyi ertelemek.

- durup dururken can acıtıcı davranışlarda bulunmak.

- sürekli olarak eşin kötü/başarısız yanlarını bulmaya çalışmak, kendisine karşı mesafe koyma aracı olarak kullanmak, sürekli olarak ilişkinin ilerlemesinin önüne engel çıkarmak,

- ilişkinin en iyi döneminde ilişkiyi sabote edici davranışlarda bulunmak.

- sadakatsizlik. aynı anda birden fazla kişi ile ilişkiye girmek, aralarında gidip gelmek. ("seni seviyorum ama onu da hayatımda istiyorum")

- ilişkiyi gizli tutmak, eşi kendi yakınları (aile, akraba veya arkadaş grubu olabilir) ile tanıştırmaktan kaçınmak.

- coğrafik, duygusal ya da pratik olarak müsait olmayan ilişkiler kurmak. ör. başka şehirde/ülkede yaşayan ve ayda yılda bir arayıp uğrayıp giden birisi ile ilişkiye girmek ve onun hayalini kurmaktan yanıbaşındaki gayet mülayim adayları görememek ya da onlarla istikrarlı ilişki kurmaktan kaçınmak; ya da evli olduğunu ve eşinden ayrılıp ona gelmeyeceğini bile bile birisi ile ilişkiye girmek; ve en bariz olanı, bağlanma korkusu olduğunu kendisine açıkça söylediği halde birisi ile ilişkiye girmek vs.

- buna karşılık, müsait ve uzun süreli olma şansı ve potansiyeli olan ilişkilerden de kaçmak.

- duygusal ve fiziksel olarak sürekli gidip gelmeler. çok yakınlaştığında ilişkiden kaçıp daha sonra tekrar geri dönmek, tekrar kaçmak, tekrar dönmek, tekrar kaçmak, tekrar dönmek, terketmek, geri dönmek, tekrar terketmek, tekrar geri dönmek vesaire vesaire...

- eski ve yeni ilişkiler arasında gidip gelmek.

- evet veya hayır diyememek.

- sürekli hayal kurmaktan dolayı fiziksel ve zihinsel yorgunluk hali. geceleri uyuyamamak, sabahları kalkamamak. yapılması gerekeni ve hemen harekete geçebileceğini bildiği halde, yapılacak işin getireceği neticeleri hayal etmekten bir türlü işi yapmak için harekete geçememek. zihinsel felç durumu.

- bu bağlanma sorununu sadece karşı cins ilişkilerinde değil, işte, alışverişte ve yaşamın diğer bölümlerinde de yaşamak. kendini bir branşa adayamamak, ondan ona atlamak. ne alacağına karar verememek, seçenekler arasında boğulmak, "ya daha iyisi varsa?" diye seçim yapmakta sürekli zorlanmak.

- kararsızlığın ileri aşamalarda kişiyi felç edici hale gelmesi. hiçbirşey yapmak istememek, sabahları kalkamamak, geceleri uyuyamamak, hayal kurmaktan bir türlü aksiyona geçememek.

- ve en barizi; bağlanma sorunu olduğunu, uzun vadeli ilişkilere hazır olmadığını açıkça eşe ilişkinin başında söylemek. bağlanma sorunu olan insanlar bu sorunlarının açıkça farkındadırlar, ancak durumlarını değiştirmek için çok çok çok azı birşeyler yapmaya çalışır. büyük bir çoğunluk ise korkularına teslim olmayı o korkularla yüzleşmekten daha emniyetli görürler ve kabuklarına çekilirler. ancak maalesef bu gibi açık sinyaller ilişkiyi sürdürmeye niyetli olan tarafça genellikle göz ardı edilir.

bağlanma korkuları olan insanlar içten içe, ve hatta kendilerine oluşturdukları herkesin bilmediği özel dünyalarında ekstremde yaşayan insanlardır. mesela hiç erkeklerle yüzgöz olmadığını sandığınız bir kız, bilmediğiniz -ve çok yakınlarının da bilmediği bir başka ortamda- çene düşürecek ekstremlerde yaşayıp sonra diğer tarafa döndüğünde sanki hiç o taraklarda bezi yokmuş gibi bir yaşam sürebilir. erkekler için de benzer şeyler söz konusudur. bağlanma korkusu olanların en büyük korkusu bilinmektir. birilerinin onların içyüzünün farkına varması, o korkularını öğrenmesi tahammül edemeyecekleri bir korkudur. içlerinin bilinmesini istemezler, zira bu dış dünyaya karşı çizmeye çalıştıkları mükemmel insan profilinin yıkılması demektir. oysa bağlanma korkusunu yaşayanların sığındıkları en şefkatli limanlardan biri, daha önce bahsedildiği gibi, narsisizmdir.

o yüzden beraber oldukları insanlara da gerçekte kim olduklarını göstermek istemezler. o derece bilinecekleri bir yakınlaşma ihtimali doğduğunda, ya da ilişkide sıra ona geldiğinde bir anda bir mazeret bulup ya da ilişkiyi mahvedecek ya da sekteye uğratacak bir harekette bulunup karşı tarafı iterek, veya kendilerini çekerek içyüzlerinin öğrenilmesini engellerler.

bağlanma sorunundan muzdarip kişilerle ilişkiye girenlerin en büyük yapacakları hata, bu durumun farkına vardıkları halde eşlerinin karakterindeki bu dengesizliği değiştirip düzeltebileceklerini sanıp, kendi ilişkilerinin çok özel olduğunu düşünerek bu ilişkiye devam etmeleridir. ancak her ne kadar bize kabul etmesi zor gelse de, araştırmalar yaşadığımız ilişkilerin bir şablona oturtulabilecek kadar benzer desenler taşıdığını göstermektedir. bu tip ilişkilere takılıp kalan bağlanmak isteyen taraflar, eğer bir an önce bağlanma bozukluğu olan eşi terk edip hayatlarından tamamı ile silmezlerse ilişkinin sonunda çok ağır yaralar alacaklar ve büyük bir ihtimalle kendileri de birer bağlanma sorunu olan birey haline dönüşeceklerdir.

kişinin, ilişkide bulunduğu insanın terapisti olmaya çalışması, yapabileceği en büyük hatalardan biridir. davranış bozukluğu gösteren tarafın, kendisini sorumlu hissedeceği, kendisine verdiği sözlerin bağlayıcılığını hissedeceği bir üçüncü şahıs olmalıdır ki kendisini düzeltme yönünde adım atma zorunda hissetsin. aksi halde eşine sürekli olarak söz verecek ama tutmayacak kaçacak, sonra geri dönecek, tekrar kaçacak, tekrar dönecek ve böyle git gellere devam edecektir.

o yüzden ne kadar acı gelirse gelsin, bağlanma korkusu olan eşleri ilişki içinde tedavi etmeye çalışmamalı, bir an önce zararın neresinden dönülürse kârdır diyerek ilişki tamamen kesilmeli ve bağlanabilen eş arayışına devam edilmelidir. zor bir süreçtir, ancak gangrenli uzvu kesmenin gerekliliği kadar gereklidir. aksi halde bütün organizmanın aynı davranış bozukluğuna teslim olması kaçınılmaz olur.

araştırmalar sonunda elde edilen bulgular göstermektedir ki, bağlanma sorunu olan insanlar aktif ya da pasif olarak ilişkide rol alabilmektedirler. aktif olanlar özellikle bağlayıcı ilişkilerden kaçmaya çalışan taraf olurken, pasif olarak bağlanma sorunu olanlar da sürekli olarak aktif sorunluların peşinden giden ve onlarla uzun süreli beraberlik kurmaya çalışmakta ısrar edenler olarak ortaya çıkmaktadır.

dolayısı ile "benim de şansıma karşıma hep evli erkekler çıkıyor", "hangi kadınla çıktıysam hepsi hala eski sevgililerine aşık çıktı birader", "aslında işi çok yoğun da stres altında, o yüzden bağlanamıyor" vesaire gibi mazeretler ileri sürenler de aslında pasif olarak bağlanma sorunu olan insanlar olarak tanımlanmaktadır. karşılarındakinin bağlanma sorunu olduğunu ve asla ilişkiye bağlanmayacağını bildikleri halde ısrarla bu gerçeği görmezden gelip, iki taraflı bağlayıcılığı olmayan bir ilişkiyi devam ettirmeye çalışmakla aslında iki taraflı bağlayıcılığı olabilecek bir ilişki içine girebilme ihtimalini bertaraf etmiş olmaktadırlar.

bunu da ötesinde, bir ilişkide pasif bağlanma korkusu olan tarafı oynayan kişinin, bir sonraki ilişkisinde rol değiştirerek aktifi oynaması, bir sonrakinde tekrar pasifi oynaması da tipik bir bağlanma bozukluğu davranış biçmidir. hatta bu rol değişimi bağlanma sorunlu bir ilişki sürecinde de en az bir defa yaşanır.

ayrıca, bağlanma sorunu olan bireylerin evlenmeyeceklerini düşünmek de doğru bir yaklaşım değildir. evli oldukları halde bağlanma sorunlarını aşamayan ve bu sorunları evlilik süresince de dışa vuran çok insan vardır. zaten bu tip sorunları olan evlilikler uzun süreli ve sağlıklı olmaz.

bağlanma korkusu taşıyan insanlar yaşamlarını gerçekleri analiz edip vardıkları bulgularla yönlendirmek yerine fantazi ürünü düşüncelerle yönlendirirler. bunun sebebi, yaşamlarının daha önceki bölümlerinde karşılaştıkları ancak müdahele etme güçlerinin olmadığı bazı gerçek durumların kendilerinde hayal kırıklığına sebep olması ve kendini koruma içgüdüsü ile ileride o problemlerle tekrar karşılaşmamak için o tip durumlarla karşılaşma ihtimallerini ortadan kaldırmaya çalışmalarıdır. bu kişi üzerinde oldukça yorucu psikolojik boşluk etkisi yapar, ancak kişi, bu davranışlarının çıkış noktasını dahi sorgulamaya korktuğundan neden öyle davrandığını bir türlü bilemez, ve hayal dünyasına hipnotize olmuş bir şekilde yaşamını sürüncemelerle sürdürür.

bağlanma korkusunu yenebilmek için bu korkulara sebep olan geçmiş olaylarla yüzleşmek ve hesaplaşmak gerekir. bu, o korkuların yersiz olduğunu görmek için gereklidir. zira geçmişi unutmak diye birşey söz konusu değildir. bilinç üstünde unutulsa bile, geçmiş deneyimler bilinç altında yaşamaya ve karar mekanizmamızı etkilemeye devam eder. eğer bu duygular doğru anlaşılıp kontrol edilemezse ciddi sosyopsikolojik sorunlara sebep olmaya devam eder.

kendisinde bağlanma korkusu olduğunu bilen ve bundan kurtulmak isteyenler, gurulara murulara içe dönüşlere meditasyonlara para harcamak yerine bu işi bilimsel olarak yapan ve bu konuda uzmanlaşan psikolog ve terapist uzmanlara görünmeli, ve herşeyden önce tedaviye bağlanma dirayetini göstermelidirler. tedaviye bağlanabilirlerse, onun ikinci aşaması olarak işe ve eşe de bağlanma cesaretini kendilerinde bulabilirler. ancak tedaviden dahi kaçıyorlarsa onlar için yapılabilecek birşey yoktur. ne kadar sevsek, aşık olsak, özel olduklarını düşünsek de... geçip gitmek gerekir.

hipnoterapinin geçmişle ilgili korkulardan kurtulmada başarılı olabildiği söylenmektedir, ancak kişi tarafından iyice incelenmesi gerekir. "

(kaptan onedir, 28.04.2008 12:38 ~ 25.02.2009 00:07)

Read more...

... Gittin , Bitti ...

>> 16 Kas 2008



yağmur damlalarının ardına sığınıp yaş akıttın yalandan,
bir yudum şarap diye kandırıp kan damlattın ruhumdan ...

Read more...

~ Pretty in Think ~ : Mim

>> 12 Kas 2008

Pretty in Think
Böyle bir odaya kapatmak istediğim...

Böyle küpeler alıp hediye etmek istediğim...

Kaşık kaşık nutellalar eşliğinde sohbet etmek istediğim
deli dolu çocuksu kadın.

Ekşi bir yerden karşıma çıkmış, diyeceği lafı doğrudan diyen dolaştırmayan...
Çoğu zaman lafını esirgemediği için ya çok sevilen ya da nefret edilen...
Ama bilirsiniz ki orda,
el uzatıp yardım isteseniz elinize dokunacak kadar yufka yürekli.
Bir rakı sohbetinde karşımda oturduğunda tanıyıp farkettiğim güzel kadın,
lafı sözü bir
dost...
iyi ki var...

Blogu ile ilgili de yazacaktım ama daha çok sahibesi ile ilgili yazar buldum kendimi...

Sürekli takip ediyorum, bazen yazdıkları ile ağlıyorum, bazen gülüyorum, bazen üzülüp bazen kırılıyorum onunla beraber... Yanındaymışım gibi onla... Çok içten, yormayan etmeyen. İçini döküşüne ve açıklığına hayran olarak takip ediyorum...

Not: Ben de burdan betty puf puf u mimliyorum... bloğumu/beni anlatması için...



Read more...

Nice Bu Hasreti Dildar ile Giryan Olayim

>> 08 Kas 2008


nice bu hasret-i
dildar ile giryan olayım
yanayım ateş-i aşkın ile büryan olayım
görmedim gül yüzünü ah-u figan etmedeyim
akıdıp göz yaşımı dert ile nalan olayım
kapladı bu nârı firkat cismi ğem âludemi
korkarım heşre keder böylece suzan olayım
sevdiğim rağmet yeter incitme artık kalbim
gel dilersen yusuf-u asa, bend-i zindan olayım
lütfiyim bülbül gibi gülşende feryat eylerim
vuslatı yâr ile ancak şâdi ğendan* olayım...

Kazancı Bedih

http://www.youtube.com/watch?v=4s775L6S6Dc
Not: youtube dan ulaşamazsanız www.ktunnel.com ya da başka bir proxy kullanarak ideonun linkini kullanarak izleyebilirsiniz.

... Yorumsuz ...

Read more...

Sıcak bir davet...

>> 30 Eki 2008


Havada bir garip sessizlik var bir bekleyiş içinde doğa... Ruhlara dinginlik olarak iz bırakmakta.
Belki sadece ben bu şekilde hissediyorum bilemiyorum. Yazasım geldi bu akşam. Uzunca süreden sonra ufak ufak şiirler dışında mini bir yazı yazmak istedim. Kalemin kağıt üzerinde dans etmesi kadar etkili olmuyor klavyenin tuşlarına dokunmak, kalem-kağıt ikilisinin arasındaki ebedi aşk gibi bir şiirsellikle de kelimeleri şekillendiremiyorsun. Ama işte teknoloji ne yaparsın onla da olmuyor onsuz da olmuyor. Ha bir de teknoloji geldi mertlik bozuldu değil mi?

Herşey garip bir soğuklukla, duygulardan arınmış vaziyette.

Birinin gözlerinin içine bakarak çay yudumlayıp, ne düşüneceğini umursamadan cümlelerini sıralayıp ağız dolusu gülmek, güldürmek... Mimiklerini inceleyip söylediklerime verdiği tepkilerden çıkarımlar yapmak. Bir dokunuş, bir bakış, bir koku, bir sıcaklık... Tüm bunları görerek yaşamak, hissetmek... Sevmiyorum klavyeyi... Konuşurken karşımdakine dokunmak mutlu eder beni... Şu an içimdekileri bu sanal sayfaya dökerken okuyanın neler hissedeceğini, hangi kelimeme nasıl bir mimikle tepki vereceğini bilememek ve bunun beni delicesine merakta bırakması... Nasıl da bir karın ağrısı, nasıl da bir huzursuzluk... Ekran başından dokunabilir mi insan karşısındakine?

Hadi son demlerini geçirmekte olan güzel sonbaharda sohbet etmekten keyif alacağınız birisini karşılıklı oturup sıcak birer çay içmek için davet ediniz bir yerlere... Ne kaybedersiniz ki? :)

Read more...

Bir yağmur...

>> 27 Eki 2008


Bir yağmur...
Her düşen damlasında ıslatmayan ısıtan...
Uzaklaştırmayan yakınlaştıran; ayırmayan bağlayan..
Bir yağmur... çocuk ruhuna dokunan ürkekçe,
Yürekten gözyaşına ulaşıp umarsızca damlalara karışan; ordan dudaklara tuz olan..
Bir yağmur ki aslında güneş olup bulutların ardına ulaştıran...
Gökyüzünün hırçınlığından denize doğru şefkatle ulaşan.
Kumsalla denizi birleştiren dudak dudağa...

27.10.2008 - İstanbul

Read more...

...



Kapatmışken herşeye kalbini; duvar örmüşken etrafına, o duvarda güneş ışığının süzüleceği kadar da olsa ufacık bir boşluk bıraktığını farketmediysen, bir gün yağmur bulutları açınca güneşin önünü; içeri doğru süzülen sıcacık gün ışığı ile bir de farkedersin ki ördüğün duvarın içinde buz tutmuş olan "sen" her vuran güneş ışığı ile damla damla erirsin... Yıkmaya başlarsın duvarlarını... Ve buzuldan kurtulurken ıslanmış olmanın verdiği titremeni biri sana sıcacık sarılarak giderir...İşte kalp bir ritme uymadan hızlı hızlı atmaya başlar o an... Ve farkedersin ki karnında kelebekler uçuşur... hatta ne uçuşması dans ederler...

27.10.2008-İstanbul

Read more...

Ruh Yorgunluğu ...

>> 01 Eyl 2008


"Günü bitirmek üzereydi, bakışları yorgundu. Tek başına oturuyordu terminalin en dipteki masasında. çantasından sigarasını çıkarttı ve derin bir nefes çekerek yaktı... Daha önce defalarca yapmış olduğu yolculukları geldi aklına ona giderdi içinde bin türlü heyecanla, ruhunda fırtınalarla. sonra ondan geri dönerdi gözlerinden akmaması için dakikalarca cebelleştiği damlalar ve daha eline valizini aldığı dakika kalbine çöken özlem ile... Derin bir nefes daha çekti sigarasından. Ne kadar olmuştu onu görmeyeli? Koskoca bir sene. Bir nefes daha aldı. Yorgun hissediyordu kendini. Ruhu nasıl yaralıydı. Biraz zaman geçmesini beklemişti. O kadar yorulmuştu ki. Ne kadar olmuştu diye sordu kendi kendine tekrar. Kocaman bir sene diye yineledi cevabı gülümsedi hafifçe...

İnancı, güveni kalmamıştı hiçbir şeye hiç kimseye; ne komikti herşey. Son nefesi de çekti sigarasından, sonra yavaşça kültablasına bastırdı. Gülümseyerek. Ardında bırakarak hepsini. Yerinden kalkıp onu başka şehire götürecek otobüse yöneldiğinde ardında bıraktığı o şehirden gelen otobüsten yolcular iniyordu... "O" yanında sevgilisi ile geçip gittiğinde hiçbir şey hissetmedi... "

1 Eylül 2008 - İstanbul/Otogar

Read more...

... İyi Ki Doğdum ...

>> 08 May 2008


İyi ki doğdum
Gördün mü otuz oldum
Özgürüm kanatlandım
Durmadım ayaklandım
Koşup ilerliyorum

İyi ki doğdum
Ne güzel bir kadın oldum
Erkekler hep peşimde
Ama aklım işimde
Sınırı zorluyorum

Kalamam hayatın köşesinde
O zaman neşesi neresinde
Koysalar önüme bariyerde
Çocukta yaparım kariyer de

Pes etmem ben en zor günümde
Kanatlandım özgürüm bende
Deseler geçecek bu heveste
Çocukta yaparım kariyer de

Read more...

Başlamayan bir aşkın ardından ağlamak...

>> 23 Mar 2008


kalpten giren bir bıçağın sırta dayanması gibidir, sanki nefesini kesercesine...

" bugün nihayet o geldi... beraberce çıkıp gittiler işte ... arkalarından baka kaldım... beynim durdu, hayat durdu, herşey durdu... uzaklaştıkça onlar birlikte ben ufaldım, ufaldım, ufaldım... bir daha çıkmak istemedim gün ışığına... işte o an ; gecelerce birikmiş katreler, göz pınarlarımdan süzülerek yüreğime aktı, acıttı, yaktı..."

22.03.2008 - İstanbul...

Read more...

... İskender Iğdır ...

>> 29 Şub 2008

15.01.1968 - 29.02.2000 - Seni Unutmadık...

Şubat 29 dört senede bir gelir,
İskender akla her gün gelir.
Kıvrık saçları , ince naif duruşu,
Bir ömre bedel bakışları,
İç yakan gülümseyişi,
Akla her şarkıda gelir...

Bak gene sensiz bir şubat sonu...
4 yılda bir kere yaşlanacak gülen yüzün...
Biliyorum sen yolladın bu bulutları...
Saat 00:01 olduğunda,
Issız bir sokakta yankılanırken adımlarım,
Yüzüme vuran her damla ile yine karıştı gözyaşlarım...
Yine aktın yüreğime katre katre...

Read more...

... Gece ...

>> 08 Şub 2008


gözlerimi her yumduğumda,

seni benden alan her imge;

ucu sivri hançer gibi yatağıma gelir her gece...

Read more...

Seni Seviyorum Sessizce...

>> 24 Oca 2008


Bazı zamanlar isyan cümlesidir. Acıtır.

Kalbinizin en ücra köşesinden ulaşır dudaklarınıza dile getiremezsiniz, kavurur.

"...bir nefes kadar yakın ama uçurum kadar uzak tenine dokunmak istesem başarabilirmiyim inan hiç bilmiyorum... öylece acizim işte...

herşey içimde taa derinlerde kalbimin de bir köşesinde... gözlerinin içine her baktığımda dilimin ucuna kadar gelen kelimeleri zaptedebilmenin sızısı var ruhumun kuytularında. inceden inceye sızlayarak gözyaşlarımdaki cümleler ile herşey dökülüyor işte ellerine... bundan böyle hep benimle kalacak olan bu büyük sır sığmasada artık yüreğime...
seni sevmenin güzelliği kelimelerime kalemimin ucuyla dökülsün büyük bir yaprağın bitimsiz yüzeyine... bilmeyesin gene olsun varsın... ilkbaharda yemyeşil olsun sonbaharda sararıp kurusun , çatlayıp dökülsün kum gibi ; kış güneşinin darbeleriyle ve hafif esen rüzgariyla serilsin ayak bastığın her yere... gülümsemen yaksın içimi, gözlerinin ışıltısı acıtarak üşütsün bedenimi... gelgitler içindeki günlerim kavuşsunlar nihayetinde yıldızsız gecelere... yağmurlara karışarak aksın gözlerimden yaşlar karışsın nehirlere ulaşsın bir sahil kenarında köpüklerle iz bıraktığın kumsaldaki ayak izlerine.attığın her adımda ezip geçerken yüreğimi çıtırtıları ile ulaşsın kulağına seni seviyorum deyişimin acizliği.

seni seviyorum...

söyleyemediğim her anda bir tel daha isyan etsin saçlarmdan erişsin yüzüne baktığımda gördüğüm ışıltılı beyazlığa..
söyleyemediğim her anda bir katre daha düşsün gözlerimden ulaşsın tuzlu tadı dudaklarının ucundan kalbine acıtsın ruhunu, seni sevdiğimi bilmediğin her anda sebepsizce ürpersin için bunun için...
seni seviyorum demek istedim sadece..."

Read more...

Neler neler.

>> 16 Oca 2008

... Ofisimden bir manzara ...


Geçtiğimiz hafta Pazar günü ani bir şekilde bir Ankara yolculuğu gerçekleştirdim. İnsan oğlu kuş misali derler ya aynı o şekilde... Cumartesi gece yarısı binip uçağa hop Ankara :)

Arkadaşım geldi beni aldı AŞTİ'den onda kaldım o gece. Dünya tatlısı, naif, kırılgan... Geç saatlere kadar oturup konuştuk dertleştik biraz. Sonra uyku galip geldi uyuyverdik.

Evimde uyuyormuşum gibi oldum ne yalan söyliyim evimde bile bu kadar huzurla uyumamıştım uzun zamandır.

Sabah uyandığımda saat 7:00 idi... Etrafıma bakındım nerdeyim diye önce sonra sabahları suratsız olduğumu söyleyenlere inat gülümsedim perdenin arasından sızıp suratıma vuran güneş sebebiyle... Kalkıp araladım perdeyi dışarıda bembeyaz bir manzara, zaten Ankara -9 / - 10 derece her yer buz idi gece geldiğimde... Sonra bana açtığı çekyata girip tembellik yaptım 1 saat kadar 8 gibi de o uyandı yüzünde kocaman bir gülümseme ile " Günaydın" diyerek... Birlikte kahvaltı hazırlayıp cam kenarında bulunan mutfak masasında elimizde fincanlar benim üzerimde Hello Kitty'li pijama onun üstünde tavşanlı bir pijama gülerek keyifle güzel bir kahvaltı ettik. Uzun zamandır bu kadar eğlenmemiştim kısa sürmüştü ama tüm o son dk uçağa atlayıp Ankaraya gitmeme, yol yorgunluğuna değmişti... :) 9:30 gibi etrafı toparlayıp giyinip sırt çantamı alıp evden çıkmaya hazırdım. Benimle beraber minibüs durağına kadar inip yolcu etmeye indi. Pazar sabahına enerji dolu ve gülümseyerek başlamıştım ya artık herşey boş idi :) İnsan kendi kendini mutlu edebiliyor ufak şeylerle de olsa bunu tekrar farkettim. Kalkıp oraya gitmek benim elimde idi. İşim var bilmem ne diye bahaneler yaratmak da bizim elimizde... Öğrendim ki hiç bir şeyin bahanesi yok.. Herşey bizim elimizde.

Yaklaşık 1,5 senedir reiki ile ilgileniyorum. Kendime ve yakınımdaki kişilere reiki uyguluyorum... Pazar günü için Reiki Master'ım eğitim olduğuna dair bana cuma akşam mesaj yolladığında açıkçası ona gelemeyeceğimi söylemiştim. Sonra birden bire "neden gitmiyorum ki atlayıp bir uçağa" deyip hemen uçak için gidiş biletimi almış ; Pazar için de gece23:45 arabasına da dönüş biletimi almıştım. Konutkent'e vardığımda Reiki Masterımı aradım beni indiğim yerden alıp evine götürdü... Diğer katılımcılarda birer birer geldiler... Artık 2. aşama reiki eğitimimi de tamamlayıp sertifikamı aldım... Bundan böyle sevdiğim bi çok insana uzağımda da olsalar reiki uygulamasını gerçekleştirebileceğim :)

Read more...

~ Baba ~

>> 05 Oca 2008

Yeryüzünde var olan bütün güzellikleri kocaman bir el ile çocuğuna uzatandır baba...

- ben gidiyorum.
+ nereye kızım bu saatte.
- saatin nesi var baba daha 1 bile olmadı.
+ nereye gidiyorsun ki pijamalarla şimdi anlamadım ki ben.
- baktım evde çekirdek yok, kardeşime gidiyorum onlarda kuruyemiş stoğu vardır.
+ ne diyim ki ben sana gece yarısı karşı apartmana çekirdek için gidilir mi??
- hadi öptüm...

Ufak kız üç gün sonra işten gelindiğinde salonda oturan aile fertlerini bulur kapıdan girince karşısında. maaile film izliyorlardır. Çantayı bırakır tekli koltuğa doğru son enerjisiyle ulaşır ve tabiri yerinde ise yığılır kalır. " yağmur yağdıda ıslandım da otobüs gelmedi de 7 den beri yollardayımda biik bik bik bik... ühühühühühü" diye söylenmeye başlar... Yerde uzanmış olan baba kalkar, kız önce kendi dırdırı yüzünden içeri gittiğini sanır babasının... Babası 1 - 2 dk sonra elinde iki koca çekirdek paketiyle gelir. " bundan sonra çekirdek yok diye evden gitmiyceksin sana çekirdek aldım eheheh" der. Ufak kız önce ;"canımmm benim" diye sarılıp babasını öper ve ağlamaya başlar...

Hikaye budur bu değildir, buna benzer pek çok şey olmuştur. Bu baba ki valizini alıp "ben gidiyorum baba x şehrine yerleşicem iş bulucam şöyle yapıcam" dediğinde de "iyi kızım git nasıl mutlu olacaksan" demiştir. Aynı baba elinde valizi ile geri gelen çocuğunu ağlarken sızlarken sarılıp susturmaya çalışmış "ama sen mutlu olucaktın hani ne ağlıyorsun mutlu oldun geldin işte bitti gitti" demiştir. Bu baba ki bebekken hastalanmış ve tedavisi için türkiyede bulunmayan aşıya ihtiyacı olan bebeği için 2 aylık maaşını döküp aşıyı getirmiş sonrada aylarca mesai saatleri sonrasında borçlarını kapatmak için karaborsacılık yapmış işportacılık yapmıştır. Bu baba ki bacağını kırdığı çalışamadığı dönemde 1 ekmek almaya paraları yokken o dönemde yeni çıkan cips türevlerinden biri için "alabilir miyiz paramız var mı" diye soran kızına o cipsi alabilmek için alyansını satmıştır. Bebekken altını temizlemiş, hastayken sabaha kadar başucunda ateşinin düşmesini beklemiştir. Büyüyünce kaprislerini çekmiş, ergenlik zamanında "kalbini kıran olmasın da acı çekmesin" diye dört dönmüştür kızının etrafında...

Şimdi o bebek nerdeyse otuz yaşında ve her gece yatarken sabah uyandığında o adamın herdaim hayatında olmasını, uzunca seneler hep elinden tutmasını dilemekte dualarında.
Onsuz bir hiç olduğunun bilincinde, sahip olduğu en değerli varlık olduğunun bilincinde bir gün aniden onu yitirmekten korkmaktadır. Çok korkmaktadır baba kelimesine yüklediği şeyler o kadar fazladır ki o yoksa yarımdır... Biliyor ki güneş o yoksa artık burada; ayaz gibi üşütür...

Read more...

Breath Me...

>> 06 Eki 2007



Sözleri için
Türkçe anlamı için

Öncelikle , İyiyim , Sağlığım falan iyi, sadece uykusuzluk problemim var... Asortikle dün konuştum en son... Benim kötü olduğumu falan düşünmesini istemiyorum... Zaten sadece bloğa ara veriyorum.. Azimlizim sen den de özür dilerim o kadar uğraştın ettin Bloğumun yeni hali için... Ama ben bu aralar kendimde yazma için şevk bulamadım... Biraz farklı şeyler yapmaya ihtiyacım var bu aralar...

Herkesi çok öpüyorum...
Geleceğim tekrar geri...
Silmeyin beni hemen listelerinizden... Takriben 2008 in ilk günlerinden itibaren tekrar yazmaya başlayacağım buradan bu adresten...

Bana bloğumu açtığım günden bu yana destek olan, moral veren, benle üzülen , benle gülen, benle bir çok şey paylaşan bütün blogger arkadaşlarıma hep yanımda olduğunuz için teşekkür ediyorum...

Özel teşekkürü de Asortik Krep e yapmak istiyorum, Bana abla olduğu için, yol gösterdiği için, kardeşiymişim gibi davrandığı için, Fethiyelerde beni tek bırakmadığı için... Ve en kötü anımda ilk onu arayıp haber verdiğimde bana her anlamda gerçek bir Abla gibi destek çıktığı için....

Read more...

Google Aramaları - Vol.1

>> 21 Eyl 2007


Uzun zamandır bloğuma google dan bir şeyler aratarak gelenler için bir şeyler yazmak istiyordum.
Kısmet bugüne imiş. :)

Bazen hakikaten komik bazen de hakikaten kelalaka aramalar sonucu sayfama geliyorlar.

Bu hafta sayfamı ne aratmışlar da ziyarete gelmiş sevgili ziyaretçilerim bi göz atalım:

- tadi damaginizda kalsin tatli malzemeleri
Tatlı yiyelim tatlı konuşalım değil mi ?

- dondurmacı ismail şafak
Hımmm yenilebilecek en güzel dondurma (idi) eskisi gibi değil artık. Zaten hiçbirşey eskisi gibi değil artık... Büyükçekmece Beach Clublara benzemiş...


- asortik sözler
Asortik google da meşhur oldun bak :))

- kollar sarkmasın
Kollar sarkmasın evet. Aşırı kilo verdiğinde sarkmasın istiyorsan fitness yolları görünüyor sana ;)

- huzur evinde müdürlük işi arıyorum
Verme verme verme akıl verme, vereceksen huzur ver...
Sanırım bir insan kaynakları sitesi açmalıyım... Umarım aradığınız işi bulursunuz.

- pretty women türkçe ne anlamı gelıyor
Pretty Woman ı kelime olarak çevirdiğimizde ; Hoş Kadın , Özel Kadın anlamına geliyor. Tercüme ücretini kasaya bırakınız lütfen. Öperim gözlerinizden... :)

- fethiyede iş arıyorum
Valla ben 9 ay google da İzmir'de iş arıyorum diye arattım durdum bir sonuç elde edemedim. Oturduğun yerden bulamıyorsun kalk gez dolaş nacizane tavsiyem :)

- pretty woman şarkısını kim söyledi
Sound Track ı soruyorsan eğer Roxette - Its Must Have Been Love
Diğer şarkıyı soruyorsan eğer Roy Orbison - Oh Pretty Woman

- arı oğul vermiş
Bilemedim ki ben şimdi bunu. Arılardan korkarım zaten...

- aziz nesin nin kısa bi şekilde hayatı

- aziz nesin'nin hayatı

- Aziz Nesin'nin doğum yılı

- Aziz NESİN'nin doğum ve ölüm yılı

Aziz Nesin ile ilgili bir çok arama yapılmış. Cevap veriyorum efendim o zaman;

Aziz Nesin'in asıl adı Mehmet Nusret'dir
Doğum: 20 Aralık 1915 Heybeliada-İstanbul
Ölüm : 05 Temmuz 1195 Alaçatı-İzmir

Daha detaylı bilgi için ise :
- Wikipedia ya tıklayınız.

Read more...

Birisini çok sevmek ve getirdiği sorunlar...

>> 19 Eyl 2007


Birisini çok sevmek... Onun için herşeyi göze almak... Her sorunun üstesinden gelebilecek güçte olduğunuza inanmak... Sevdiğinizle adımlarınızı ileriye doğru atmak... Ama o da ne? Siz ilişkinizde ileriye adım atarken o yerinde durmayı seçmekte... Siz ileri adım atmaya çabalarken o yerinde durup o "an"ı yaşamaya çalışmakta... Siz ileri bir adım daha atmaya çalışırken tuttuğunuz o el yerinde sabit kalıp artık kolunuzu acıtmakta...

İşte tam burada arada geçen zamanda farkedemediğiniz ya da farketmek istemediğiniz şeyle karşı karşıya kalıyorsunuz... Kalbiniz ikiye bölünüyor çatırdayarak. İlk çatlak anında pek önemsemiyoruz çıtırtıyı duyuyoruz ama iki parçaya bölünmemesi için hiç bir müdehalede bulunmuyoruz. Daha doğrusu bulunamıyoruz ellerimiz kollarımız bağlanıyor hareket edemiyoruz. Basiretimiz bağlanıyor bir başka deyişle... Kalbimiz ortadan ikiye çatır çatır ayrılana kadar buna seyirci kalıyoruz. Son parça da koptuğunda bir acı duyuyoruz ama o kalp parçalanma noktasına uzun bir zaman dilimi içinde geldiği için parçanın kopuşu çok acıtmıyor... Sadece hissettiğimiz kalbin diğer kopup giden yarısının boşluğu... O boşluğa alışmak o kadar zor ki... İşte o zorluğu defalarca yaşadığımız için kalbimiz defalarca parçalanıp kopup bir başkası ile yitip gittiği için kalbin onarımının ne kadar uzun bir süreçte gerçekleştiğini bildiğimizden o süreçte tek başımıza kalmanın ne kadar acı verdiğini bildiğimizden işte bu ilk çıtırtı ile başlayan parçalanmaya seyirci kalıyoruz....

Birisini çok severiz, aslında "sevilmek isteriz" de "çok seversek bizi sever" diye mi düşünürüz? Bu ikilemi hala çözemedim... O ki pamuklar içinde sarıp sarmalayıp zarar gelmesin diye gözümüzden bile sakındığımız, başına bir şey geldiğinde içimizin sızladığı, gece başımızı omzuna hatta koynuna dayadığımızda bize huzur veren adam nasıl da bizim kalbimizi hiç acımadan ikiye bölebilmiştir... Şaşkınlıkla kalakalırız bu olayların ardından... Ona değil kendinize kızarsınız... Bütün resim görünüyordu da ben mi görmedim dersiniz. Ki aslında resmin göründüğünü ama görmezden geldiğiniz gerçeğini bilirsiniz...

Bu konu hakkında sabaha kadar yazabilirim... Ama bu ilişkilerin gidişini değiştirmez malesef. Ne mutlu ki bunun bilincindeyim. Hadi o zaman ne yapalım? "Carpe diem" mi diyelim? Günü kurtaralım her doğan güneşle...
Kalbimizin çatırdama aşamasını sessiz ve ağırca bir kenara çekilip izleyelim... Sonunda da sadece iki damla yaş akıtıp ufak bir ağıt yakalım...

Fotoğraf : Selin Demircioğlu

Read more...

  © Blogger templates Trap by Ourblogtemplates.com 2008

Back to TOP